Türkiye’nin ‘altın nesli’ sınıfları doldurdu

Erhan tarafından 25 Eylül 2009 tarihinde yazılmıştır.

Yaygın kanaat şudur ki, yeni bir girişimde/yatırımda bulunacak insanlar için en uygun dönem 30-45 yaş arasıdır.

Çünkü, bu yaşlardaki bir kişi formal eğitimini tamamlamış, uzmanlaştığı bir sahada uzun yıllar çalışarak önemli bir bilgi, tecrübe ve sermaye birikimine ulaşmıştır. Dahası henüz yaşlılık evresine girmediği için de bu maddi-manevi birikimini hâlâ kullanabilecek yeterli heyecana, enerjiye ve sağlıklı bir bünyeye sahiptir. Onun içindir ki girişim guruları genellikle girişimciliğin altın dönemi olarak bu yaş aralığını göstermektedirler. Doğru değerlendirildiğinde bu yaş aralığının insan ömrünün bir sıçrama dönemi haline gelebileceğine işaret etmektedirler.

Toplumlar da bir anlamda insana benzer. Onların da doğuş, büyüme ve zeval/yaşlılık dönemleri vardır. Bu yaklaşım bir ülke ve medeniyet için doğru olduğu gibi demografik açıdan bir toplum için de geçerlidir. Eğitim, sağlık ve gelir dağılımı gibi hayati altyapısal sorunlarını halletmiş toplumların sıçrama yapma evresinin de nüfusunun yaş ortalamasının 30-45 arası olduğu dönemler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında yaş ortalaması hâlâ 30 civarında olan toplumların önünde çok büyük bir fırsat penceresi bulunmaktadır. Yeter ki, her topluma hayatı boyunca belki bir kez uğrayacak olan bu tarihî fırsat heba edilmesin. Uğradığı ülkeye kolayca sıçrama yaşatacak büyük bir nimete dönüşebilecek bu tarihî fırsatın, beceriksizlikler ve plansızlıklarla toplumun altında ezilebileceği devasa bir külfete dönüşebileceği yeter ki akıllardan çıkarılmasın.

NİMET Mİ KÜLFET Mİ BİZE BAĞLI

Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de 2009-2010 eğitim yılı dün başladı. Yaklaşık 15 milyon öğrenci ders başı yaptı. Bu öğrencilerin eğitimi için 600 binden fazla öğretmen görev yapacak. Sadece öğretmen sayımız kadar nüfusu olan pek çok ülke olduğunu düşündüğümüzde bu öğretmenlerin eğiteceği 15 milyon öğrencinin ülkemizin geleceği için ne büyük bir nimet olduğunu, aynı zamanda da bugünümüze yönelik ne büyük bir külfet olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz. Bugün için külfet görüntüsü veren bu büyüklüğün geleceğimiz için de bir nimete mi, yoksa bir külfete mi dönüşeceği tamamen bugün bizlerin ve göreve getirdiğimiz hükümetlerin yaklaşımına bağlı.

Konunun daha iyi anlaşılması için bazı rakamlar daha vermek istiyorum. Türkiye genelinde 1.204 anaokulu, ilköğretim okullarında 40 bine yakın anasınıfı bulunuyor. Okulöncesi eğitimden 800 bin civarında çocuk yararlanıyor. Bu yıl ilköğretime ilk kez kayıt olan öğrenci sayısı ise 1 milyon 307 bin. Türkiye’de 32 bin 662 ilköğretim okulunda 10 milyon 428 bin çocuk okuyor. Bu okullarda 428 bin öğretmen görev yapıyor. Öte yandan, 4 bin 53 genel lisede 2 milyon 272 bin öğrenci öğrenim görüyor. Meslekî ve teknik ortaöğretimde de 4 bin 622 lisede 1 milyon 565 bin öğrenci okuyor.

Bu rakamlar 2007 sonu itibarıyla nüfusu 70 milyon 586 bin olan Türkiye’nin yaş ortalamasının 28,3 olduğu gerçeğiyle birlikte okunduğunda daha da bir anlam kazanıyor. Türkiye demografik açıdan “altın nesil” diyebileceğimiz bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Yani hızla yükselen Türkiye’ye asıl büyük sıçramayı yaşatacak beklediğimiz o “altın nesil” bugün sınıfları dolduruyor. Bu fırsat neslinin Türkiye için büyük bir nimete mi, yoksa külfete mi dönüşeceği bugün vereceğimiz eğitimin kalitesi ile doğrudan alakalı.

OLUMLU GELİŞMELER VAR AMA YETERLİ DEĞİL

İyi olan şu ki, yeni derslikler inşa eden, yoksul öğrencilere maddi yardımlarda bulunan ve her öğrenciye ücretsiz kitap uygulamasıyla mevcut hükümetin eğitimin öneminin farkında olduğunu biliyoruz. Bu iyi haberi milli eğitim bütçesinin ilk kez milli savunma bütçesini aştığı tek dönemin AK Parti hükümeti dönemi olduğu bilgisi de destekliyor. Hatırlanacağı gibi ilk kez 2003 yılında Savunma Bakanlığı bütçesi Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin ardında ikinci sıraya gerilemişti. Bu tabii ki önemli bir gelişme, ancak eğitime ayrılan bütçenin ve yapılanların yeterli olduğu anlamına asla gelmiyor. Çünkü, Danimarka’nın milli gelirinin yüzde 8,5′ini, İsveç’in yüzde 7,3′ünü, Polonya’nın bile yüzde 5,6′sını ayırdığı bir dönemde Türkiye’nin milli gelirinden eğitime ayırdığı pay hâlâ yüzde 3,7 civarında seyrediyor. Bir başka açıdan mukayese yapacak olursak Japonya’da eğitimde kişi başına 950 dolar, Almanya’da 817 dolar, İtalya’da 523 dolar, Yunanistan’da 240 dolar harcanırken; ülkemizde bu miktar hâlâ 100 dolar civarında bulunuyor.

Sırf demografik açıdan baktığımızda, geleceği açısından, Türkiye’nin tam anlamıyla tarihî bir kavşakta yer aldığını kolayca görebiliyoruz. Bir taraftan 28,3 yaş ortalaması, 15 milyonluk öğrenci kitlesi ile bir fırsat nesline yaklaşan Türkiye, öte yandan düşen nüfus artış oranı (yüzde 1,3) ve buna rağmen artan işsizlik rakamlarıyla (yüzde 14,8) önemli bir eşikte bulunuyor. Hükümete ve tek tek hepimize ise ülkemizin kapılarını çalan bu “altın nesli” heba etmemek için ne yapılması gerekiyorsa bugünden başlayarak yapmak düşüyor.

ZAMAN

348 gün önce yazılmıştır.
EtiCanlar:
"Türkiye’nin ‘altın nesli’ sınıfları doldurdu" bu yazı 25 Eylül 2009 tarihinde saat 11:36 sularında "Erhan'dan" kategorisinde yayınlanmış olup "Erhan" tarafından yazıldığı sanılmaktadır..Ve sayaçların yaptığı açıklamaya göre 102 views kere okunduğu söylenmektedir..Ayrıca 2 Yorum yazılmıştır.
  • FriendFeed'de Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Twitter'da Paylaş
    1. Merzuk diyor ki:

      En başta toplum olarak duyarlı olmamız gerekiyor.Öyle bir çağda yaşıyoruz ki en kırsal
      kesimler bile cehaletten çok uzak vaziyet böyle iken hâlen sosyal gelişmeye önem vermiyoruz.İlk adım aileye düşüyor.Anne Baba olarak bize düşün görevleri bilinçli bir şekilde yerine getirmiş olsak
      sağlıklı bireyler yetişecek egitimin kalitesini de bugun sınıfları dolduran altın nesil sergileyecek…

    2. Erhan diyor ki:

      :) bence gençlik çok kötü halletde.

      İş gereği dışarı çıkma fırsatım oldu. Parklarda fahiş bir şekillerde dolaşan gençleri gördükçe. Hey gidi gençlik hey demeden kendimi alamıyorum.

    Bu Yazı Hakkında Birşeyler Demek İstermisiniz?





    © 2007-2010 Tüm hakları Erhan Tunçer'e aittir.